UĞUR MUMCU FON VURGUNUNDA BİZİM İÇİN HANGİ GERÇEĞİN ALTINI ÇİZERDİ?
İçeriden sızdırılan bir bilginin, muhalefet temsilcilerince
dile getirilmesiyle fon vurguncuları ile iktidar temsilcileri arasındaki ilk
bağ açığa çıkmış oldu.
Burada duralım...
İçinden geçtiğimiz süreci insanımıza en doğru ve açık şekilde anlatabilmek
adına bir kez daha Uğur Mumcu'yu anımsayalım.
Onun, toplumu ilgilendiren bu tip olayları ortaya koyarken özenle kaleme aldığı
ve konunun bir yolsuzlukla sınırlı olmayıp, ekonomik sistemin doğal bir sonucu
olduğunu vurguladığı metinlerinden hareket edelim.
Gazeteciliği, devrimciliğinin gereği olarak yaptığını söyleyen Uğur
Mumcu, yazdığı yüzlerce yazıda ne salt teorik tartışmaların soyutluğuna
hapsolmuş ne de ülkede yaşanan hırsızlıkları, yolsuzlukları tekil olaylar ve
suç dosyaları olarak ele almıştır.
Tüm bu olan bitenin, temelde halkın çıkarlarıyla doğrudan ilgili ve halka karşı
bir ekonomik modelin olağan işleyişi olduğunu odaktan ayırmayan Mumcu; piyasa
aktörleri, iktidar ve bunların kirli iş birliğiyle halkı sömüren kapitalist
sistemi bir bütün olarak değerlendirmiş ve halkını böylece uyarmıştır.
“Güncel ve somut sorunlar, yığınların yaşam kavgası ile ilgilidir. İçinde yaşadığımız düzenin girdisi çıktısı, somut örneklerle anlatıldığı ölçüde, halk, hangi düzen içinde sömürüldüğünü anlayabilir.” der, 6 Aralık 1975 tarihli yazısında.
Ülkemizde sağcı, milliyetçi, muhafazakâr çevrelerin hangi ekonomik ilişkiler ve ortaklıklar içinde oldukları ortaya konulduğu takdirde söylenecek söz kalmayacağını yazar.
1 Mayıs 1990’da kaleme aldıkları bugün için de önemli bir rehberdir:
“Devlet, niçin, başta kaçakçılık sektöründen milyarlar
kazanan ‘lümpen sermayesi’ olmak üzere sermaye sınıfına yasalar, kararnameler
ve tebliğlerle ayrıcalıklar sağlarken emekçilerin haklarını kısıtlıyor?
Bu model, işçiler ile öteki emekçi sınıf ve tabakaların reel ücretlerini
azaltırken; sermaye gelirlerini niçin artırıyor?
Emek gelirleri düştükçe düşerken; sermaye ve rant gelirleri niçin yükseldikçe
yükseliyor?
Bütün bunların niçin yapıldığına ‘ideoloji’ yanıt veriyor; nasıl yapıldığına da
‘siyaset’.”
8 Mart 1976 tarihli yazısı, İşin Özü başlığını taşır. Nedir işin özü? Mumcu’ya kulak verelim:
“Rüşvet alınmışsa bunu alan, toplumun belirli
kesimlerinde görev yapan bazı yetkililerdir. Yani iş, özünde sınıfsaldır ama
para alıp veren kişiler de toplumumuzda yaşayan kişilerdir. Hiçbir ‘manevi
şahsiyet’ rüşvet almaz. Rüşvet alan, belirli gerçek kişilerdir. Bu kişilerin
ortaya konması, sorunun sadece bir yanıdır. Mobilya yolsuzluğu ortaya
çıkarılmışsa, bu yolsuzluğa adı karışan kişilerin kimlikleri ve kişilikleri de
önemlidir. Çünkü düzenin ticari yanı ile siyasi niteliği, mobilya dosyasında somutlaşmaktadır.
Bu gibi konuların bıçak sırtı gibi, iki yanı vardır. Konunun bir yanı,
kişilerle ilgilidir. Kim yolsuzluk yapmıştır? Yolsuzluk yapan kimin yakını?
Rüşveti kim almış? Kimden almış?
İşin öbür yanı, düzenin niteliği ile ilgilidir. Eğer olayı sadece kim almış,
kimden almış, düzeyinde tutarsak, olayları anlamsız dedikodular ve
söylentilerle kısıtlarız. Bu yolsuzluklar ve rüşvet olayları ortaya atıldıktan
sonra, bu düzenin kapitalist düzen olduğu, rüşvetin de yolsuzluğun da bu
düzenin parçaları sayıldığını anlatabilirsek, o zaman çokuluslu şirketler de
mobilya yolsuzluğu da vergi iadesi de gerçek anlamlarını bulur.
Ve tabii ki aydınlar için kesilen cezalar, kilitlenen paslı
kelepçeler, kurulan darağaçları ve işkence masalarına yatırılan devrimciler
gibi konular da anlaşılabilir.
Evet, soru çok basittir: Kim için, ne için? İşin özü de burada yatmaktadır...”
Başta söylediğimizi tekrar edelim:
Uğur Mumcu, toplumu ilgilendiren güncel olayları
değerlendirirken ne salt belge gazeteciliği ve haber aktarımıyla yetinir ne de
işi kuramsal düzeyde yorumlayan bir akademisyen ya da aydın yöntemine hapsolur.
Toplumu ilgilendiren her olayı tüm belgesi ve detayıyla ortaya
koyarken, tüm bunların niçin yaşandığını, buna neden olan ideolojiyi, ekonomik
sistemi tüm bileşenleri ve iş birlikçileri ile halka deşifre eder.
İnsanına, tanık olduğu manzaranın kendisine sunulan aktörlerle
sınırlı olmadığını, baştan aşağı onun emeğini, hakkını, geleceğini sömüren bir
sistemin küçük bir yansıması olduğunu yorulmaksızın anımsatır.
Aslolan bir bombardıman gibi başlayan ve biten bu parça parça olaylarda kaybolmaksızın; halka karşı bir düzene karşı durmaktır.
Bugüne dönecek olursak…
Herhâlde, bir kirli pazarlık unsuru olarak içeriden sızdırılmış bir bilgiyle ortaya çıkan, iktidar unsurları ile fon vurguncuları arasındaki ilişki… sonrasında gerek iktidardakilerin gerek yandaş kalemlerin odağı tek bir kişiye yoğunlaştıma gayreti… her şeyden ancak muhalefetin açıklamasıyla haberdar olmuşçasına derhal harekete geçen adli birimler… işin öbür yanını gizlemek için değildir…
Biz yine de unutmayalım…
Ne diyordu Uğur Mumcu?
“İşin öbür yanı, düzenin niteliği ile ilgilidir…”
